KİLİSE KALINTILARI

KİLİSE KALINTILARI#

Bizim çocukluk yıllarımızda, köyümüzde, önceki Rum yerleşiminden kalma iki kilise kalıntısı vardı. Bu kalıntılardan biri bugünkü köy camisinin hemen önünde yer alıyordu. Çıtlak’ların evinin üst yanı boyunca yapılmış yüksek bir duvarla oluşturulan düzlük alanda, kilisenin sadece kırılmış, parçalanmış sütun parçaları kalmıştı. Bugün bu alanın bir bölümüne hemen yanındaki caminin hocası için ev yapılmış, kalan bölüm de temizlenip harman yapılmış. Kiliseye ait kalıntı taşlar da hemen yanındaki okulun inşaatında emel dolgu malzemesi olarak kullanılmış. Yani artık o alanda kiliseyi hatırlatan hiçbir emare yok maalesef. İkinci ve “Büyük Kilise” diye adlandırılan kalıntılar Büyük Karaali mahallesinde, iki sene okul olarak kullandığımız “Demircinin Evi”nin arkasındaki kaya kütlesi üzerinde, çevresi taş duvarlar ile yükseltilerek oluşturulmuş düz alanda bulunmaktadır. (Mübadeleden sonra bu alana cami yapılmış ancak cami 1939’da yaşanan 7.9 şiddetindeki Erzincan depreminde yıkılmış.) Bu alanda kiliseye ait yapıdan küçük bir iç bölümün duvarları halen ayakta olup, etrafında taş sütun parçaları dağınık bir halde yer almaktadır.

Bölgemizde 2500 yıldan fazla yerleşik bulunan Rum nüfusunun 1923 Lozan Antlaşması gereğince mübadeleye tabi tutularak gönderilmesi sırasında ve sonrasında Rum’lardan kalan ne varsa kırılmış, parçalanmış, mümkünse yok edilmiş. Gidenler “bir gün geri dönme” umutlarını da yanlarında götürürken, onlardan boşalan köylere yerleşenler de uzunca bir zaman “ya geri dönerlerse” korkusu ile yaşamışlar. Günümüzde dahi “Lozan antlaşmasının yüz yıl süreli gizli maddeleri var” yalanına inanan çok ciddi bir kitle varken, 1920’lerde bu köylere yeni yerleşenlerin bu korkusunu garip karşılamamak gerekir.

Karaali köyünde yüzyıllarca yaşamış Rum nüfusundan geriye, iki kilise kalıntısından ve bir kaç ahşap evden başka hiçbir şey kalmamıştır. Bunu normal karşılamak mümkün müdür? En azından bu insanların bir köy mezarlığı yok muydu? Anadolu’nun Roma-Bizans-Helen kültürlerinin yaşandığı diğer bölgelerde özellikle mezarlık (nekropol) kalıntıları bulunmaktadır. Bizim köyde neden bir Rum mezarlığı yoktur? Okul binasının üst tarafında, yolun üstünde iki mezardan söz ediliyor. Caminin yukarısında birkaç mezardan söz ediliyor. Büyük kilise kalıntılarının bulunduğu alanda da Rum mezarlarının olduğu söyleniyor ancak görünürde hiçbir iz yok maalesef. Yüzlerce yıllık bir toplum yaşamından geriye kalan 4-5 mezar kalıntısını da dinsel, etniksel tepkilerimizle yok etmişiz. Irkı, inancı ne olursa olsun, bu coğrafyada yaşamış, acısıyla tatlısıyla, hüznüyle sevinciyle bu topraklarda alın teri, göz nuru olan insanların izlerine saygı duymak, korumak bir insanlık görevi, kültür hizmetidir.

Anadolu tarihi uygarlıklar tarihidir. Her köşesinden, binlerce yıl öncesine ait yaşam izleri, anıtları, kalıntıları çıkıyor. Karadeniz bölgesi tarihi mekan ve kalıntılar açısından diğer bölgelere nazaran oldukça fakirdir. Karadeniz bölgesi, iklimine dayalı olarak bol ormanlık bölge olduğu için yapılaşmalar daha ziyade ahşap ağırlıklı olmuştur. İklimin nemli oluşu ve bu nedenle ahşap yapıların kısa ömürlü olması, ayrıca sahipsiz ahşap ve sair kalıntı malzemenin bölge halkı tarafından çeşitli amaçlarla kullanılması sebebiyle, Ören yerleri doğu Karadeniz bölgesinde yeterince korunamamıştır. Bu da, bölge halkında tarihi dokuların korunması yönünde gerekli duyarlılığın oluşmamasına, ya da geç oluşmasına sebep olmuş olabilir. Tarihi mekanların azlığı da turizm açısından Karadeniz bölgesinin diğer bölgelere göre geride kalmasının nedenleri arasındadır. Bölge turizmi yayla ve doğa güzellikleriyle sınırlı kalmış gibidir. Bu açıdan bölgede bulunan ender tarihi mekanların korunması çok önemli ve değerlidir. Tarihi dokulara sahip çıkmak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak konusunda sadece devlete değil, bireylere de sorumluluk düşmektedir. Bu bilincin tüm ülkede olduğu gibi, bölgemizde, yöremizde de kabul edilmesi ve bu bilinçle hareket edilmesi çok önemlidir.

Sonuçta, elimizde bir kilise kalıntısı var. Umuyorum ve diliyorum ki, köyümüzün duyarlı insanları yetkili kurumlarla ilişkiye geçerek bu alanın restore edilmesini, köyün tarihi ile ilgili bu mekanın korunmasını ve bölge turizmine kazandırılmasını sağlar. Uygun görülürse bu alan, yaz aylarında, belirli bir günde gurbette yaşayan akraba ve komşularla da bir geleneksel buluşma mekanı olarak da kullanılabilir.

Tarihi yapılar bizden önce yaşayan insanlar tarafından bırakılan birer kültür mirasıdır. Bu yapıları korumak hepimize düşen bir insanlık görevi ve tarihsel bir sorumluluktur. Unutmayalım ki tarih yakanları, yıkanları, yok edenleri değil; yapanları, üretenleri ve koruyanları baş tacı ediyor.