ARICILIK#
1960’lı yıllarda, yani benim çocukluk yıllarımda, bizim köyde sadece rahmetli dedem arıcılık yapardı. Köyde arıcılık yapan başkaları da vardır mutlaka ama ben hatırlamıyorum. Dedemin, evin arkasında, tek sıra halinde dizili 15-20 civarında kovanı vardı. Bu kovanlardan biri bizimdi galiba ama dedem bakıyor, senede bir kez bize bir tas ya da kavanoz içinde bal geliyordu. O zamanlar süzme usulü yoktu galiba, bize bal petek halinde geliyordu. Sofraya bal mutlaka fasulye turşusu ile birlikte gelir, bal da fasulye turşusu ile birlikte yenirdi. Sebebini bilmiyorum. Bugün böyle bir alışkanlık yok galiba. Bizim köyde acı kestane balı üretilir. Ama çocukluk yıllarımdaki bal tadında bugünkü gibi bir acılık hatırlamıyorum. Belki başka bal tadı bilmediğimizden, baldaki acılığı farketmiyorduk. Balı çok az yerdik çünkü fazla yediğimizde “bal tutması” denilen bir rahatsızlık yaşıyorduk. ( M.Ö. 432-355 yılları arasında yaşamış Atina’lı yazar ve tarihçi Ksenophon dilimize Onbinlerin Dönüşü diye çevrilen eseri Anabasis’te, Karadeniz bölgesinden geçerken tattıkları yöre balıyla ilgili “… Ama bu baldan tadan herkes kendini kaybetti; kustu, ishal oldu ve ayakta duramaz hale geldi. Az yiyenler sarhoş gibiydi, çok yiyenler ise bazen deliye bazen de can çekişen hastalara benziyordu.” diye bahsediyor.) Ben de böyle bir rahatsızlık yaşadığımı hatırlıyorum. Bizim köyümüz orman köyüdür, yani orman ile iç içedir ve ormanlarımızda kestane ağacı boldur. Köyümüzde üretilen kestane balı da sağlık açısından son derece yararlı, ilaç gibi bir baldır. Ormanlarımızda “avu” dediğimiz, çalı türü Ormangülü bitkisi bol yetişir. Arılar kestane çiçeği yanında bu Ormangülü çalısının çiçeklerinden de nektar toplar. Onun için bizim yörenin balını dikkatli ve ölçülü yemek gerekir. Ölçüsüz tüketildiğinde baş dönmesi, mide bulantısı, tansiyon düşmesi gibi sıkıntılar yaşanabilir.