KARAALİ KÖYÜ VE MÜBADELE

KARAALİ KÖYÜ VE MÜBADELE#

Tarihi kaynaklara göre, Giresun şehri M.Ö VIII. yüzyılda Miletos’lar tarafından kurulmuş. Miletos’lar M.Ö 3500 ile 546 yılları arasında güney-batı Anadolu’da hüküm sürmüş, zaman içinde Anadolu’nun içlerine doğru genişlemiş, elde ettiği bölgelerde koloni şehirler kurmuş eski bir Anadolu uygarlığıdır.

Bölgede kiraz ağacının bol bulunmasından dolayı Kerasus ismiyle kurulan şehir Pers İmparatorluğu, Kapadokya Krallığı ve Makedonya’lıların hakımiyetinden sonra M.Ö IV. yüzyılda bölgede hakim olan Pontus devletinin egemenliğine girmiş ve Farnakeia adını almıştır. Ardından M.Ö 1. yüzyılda Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun hakımiyetine geçen şehirin adı bu kez Kerasunda olmuştur. XI. yüzyıla kadar Bizans hakımiyetinde kalan şehir 1397 yılında Türkmen beyi Emir Oğlu Süleyman Bey tarafından fethedilerek Türk yurdu haline getirilmiş olup, Vilayet-i Çepni olarak anılmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in 1471 yılında Trabzon’u fethiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğuna katılan şehrimiz 1923’e kadar Trabzon, Ordu, Karahisar’ı Şarki (Şebinkarahisar) sancaklarına bağlı kaza statüsünde gelmiş, 1923’te Giresun ismi ile il olmuştur.

Doğu Karadeniz bölgesine M.Ö. VIII. yüzyıldan itibaren Rum ve M.Ö. VII yüzyıldan itibaren İskit’lerle birlikte Türk-Oğuz boylarının yerleşimi görülür. Giresun ve çevresine hakim olan yerleşim Çepni boyudur. Önceleri kıyı kesimlerde ve merkez mahallerde yoğunlaşan Rum yerleşimi ise zamanla köylere doğru genişlemiştir.

Çağdaş Yunancadan farklı dil (Rumca) konuşan Pontus Rumları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve Gürcistan bölgelerinde en az MÖ 700’den 1922’ye kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu süreç içerisinde bölgede Türk, Rum ve Ermeni nüfusu birlikte yaşamıştır. 1904 yılı nüfus sayımına göre Giresun’da Merkez kazası, Bulancak, Keşap, Piraziz ve Kırık nahiyeleri toplam nüfus 89.500’tür. Bu toplamın içinde Rum nüfusu 15.000, Ermeni nüfusu 1.600 civarındadır. Ermeni nüfusu 1. Dünya Savaşı sırasında uygulanan tehcir ile, Rum nüfusu da Lozan anlaşması sonrası Yunanistan ile karşılıklı uygulanan Mübadele ile Giresun ve çevresinden uzaklaştırılmıştır.

Mübâdele ile 1.200.000 Rum Anadolu’dan Yunanistan’a; 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Mübadeleden 5 yıl sonra gerçekleştirilen 28 Ekim 1927 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre Trabzon Vilayetinde 64 Rum, 98 Ermeni; Giresun’da 2 Ermeni; Ordu‘da 2 Rum ve 249 Ermeni kalmıştır.

Mübadele özünde bir zorunlu göçtür, sürgündür. Yıllarca yaşadığın topraklardan kopmak, koparılmak, sürülmektir. İçinde dramı vardır, acı ve gözyaşı vardır. Açlık vardır, perişanlık vardır, sefalet vardır. Bu gelenler için de, gidenler içinde değişmeyen acı bir gerçektir. Ancak, elbette ki herkes kendi acısını yaşar ve bilir.

İnsanlık tarihi boyunca bilinen ya da bilinmeyen çok sayıda göç ve sürgün yaşanmıştır. Bunların en büyük ve sonuçları itibariyle en önemlisi Kavimler Göçüdür. M.S 350-800 yılları arasında Orta Asya’dan batıya, Avrupa içlerine uzanan Kavimler Göçü, beşeriyet tarihini değiştiren, yön veren ve şekillendiren çok önemli bir olaydır. İnsanlık tarihi boyunca yaşanan her önemli savaştan sonra göçler, sürgünler yaşanmıştır. 1500’lerden günümüze kadar geçen süreçte de başta İspanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşanan Yahudi sürgünleri, Kafkas halkları, Volga Almanları, Kırım Türkleri, Balkan müslüman halkları sürgün ve göçlerinin acıları tarihin tozlu sayfalarında silinmeyecek izler bırakmıştır. Zorlama ve baskı olsun ya da olmasın tarihte hiçbir göç gönüllü yaşanmamıştır. Göçler, dıştan veya içten, sosyal ya da ekonomik zorlanmalar sonucu olmuştur. Neticede mübadele bazı hal ve koşullarda bir kurtuluş gibi görülse bile, kesinlikle acı bir hikayedir.

Bölgemizde yaşayan Rum nüfusunu ve karşılık olarak Yunanistan’da yaşayan Türk nüfusunu mübadeleye zorunlu kılan yaşanmışlıkları tartışmak ayrı bir konudur. Ben özellikle köyümde, Karaali köyünde yaşayan Rum’ları ve mübadele günlerini yazmak istiyorum.

Bazı kaynaklarda Karaali köyünün Oğuz boylarından Karaevli’lerce kurulduğu (Büyük Karalı, Küçük Karalı) iddia edilse de, bilinen 1923 öncesi köyümüz bir Rum köyüdür. Dolayısıyla, mübadele öncesi süreçte köyümüzde neler yaşandığı, köyde yaşayan Rum’ların o süreçte yaşanan olaylara katkılarının olup olmadığı ya da olayların yerleşik nüfus üzerindeki etkileri, köyden ayrılış sırasında ekonomik ve psikolojik durumları ile ilgili ulaşabileceğim bilgileri bir şekilde ortaya koymak istiyorum.

Karaali köyünün mübadele öncesi son durumu ile ilgili bilgi alabileceğim en önemli kaynak Eminusta ailesinin büyükleri. Çünkü bu aile 1910’larda Karaali köyüne taşınan ve mübadeleye kadar yaklaşık on yıl sadece Rumlardan oluşan ahalinin içinde yaşayan tek Türk ailesi. Topallar (Başdüz) mahallesinde oturan Eminusta ailesinin en büyükleri 79 yaşındaki İbrahim Uzuner abimiz. İbrahim abi yaşı itibariyle Karaali köyünde Rum nüfusunun son günlerinin ve mübadele günlerinin birebir tanığı değil elbette. Ancak o dönemleri yaşayan aile büyüklerinden duydukları önemli bilgiler var. Ben de bu bilgileri kaydetmek ve gelecek kuşaklara not olarak bırakmak istiyorum.

Karaali köyünde yaşayan Rumlar’ın (genelde Karadeniz bölgesinde yaşayan Rum ahalinin) zenginleri mübadeleden önce gitmişler zaten. Kaynaklar 1890’lardan itibaren 1920’lere kadar Rusya’nın, ülkedeki işgücü açığı nedeniyle, Rum ve Ermenileri ülkelerine çekmek için bölgedeki konsoloslukları aracılığıyla yoğun çaba içerisinde olduğunu kaydediyor. Yani yöredeki Rum nüfusun varlıklı ailelerinin bir kısmı Rusya’ya, bir kısmı da bölgedeki huzursuzluk nedeniyle ve kendi imkanları ile başta Yunanistan’a olmak üzere çekip gitmişler. (Köyümüzden Rusya’ya gitmeye çalışan bir Rum dul kadının, uzun süren vapur yolculuğunda iki çocuğunu hastalıktan kaybettiğini, çocukların cesetlerinin denize atıldığını anlatıyor İbrahim abi). Bölgede ve konumuz itibarıyla Karaali köyünde çoğunluğu kadın ve çocuk olan yoksul aileler kalmış sadece.

İbrahim abiden aldığım bilgiye göre (tarihi bilinmiyor) köyün sahibi Kara Ali namında birisi imiş ve bu Kara Ali çobanlık yaptırmak için getirdiği Rumlar’ı köye yerleştirmiş. Karaali köyünün Rum nüfusu böyle oluşmuş. (Bir başka kaynakta köyün, Oğuz boylarından Karaevli’ler tarafından kurulduğu ve köyün adının Büyük Karalı ve Küçük Karalı olduğu belirtiliyor.) Karaali köyünün nüfusunun tamamı ve Güneyköy’ün nüfusunun yarısı Rum ahaliden oluşmaktaymış. İbrahim abi Rum nüfusun 350 hane olduğunu söylese de bu rakam bana biraz yüksek geldi. Çünkü 350 hane demek 1500 civarında bir nüfus demektir ki, o tarihlerde Karaali köyünde bu kadar nüfus olması imkansız gibi. Mübadele döneminde köydeki toplam Rum nüfus hakkında bir bilgimiz olmadığı gibi maalesef bir tahmin de yapamıyoruz.

Karaali köyünde yaşayan Rumlar, 1900’lerin başlarında bölgede teşkilatlanıp Türk köylerine baskın yapan çetecilik faaliyetlerine katılmamışlar. Ancak Rum çetelerinin ardına düşen yerel Türk çetelerinin köye baskınları olmuş. Bu baskınlar sırasında evlerinden kaçan Rum erkekleri Keçikayasının yanındaki mağaralara saklanıyorlarmış. Bu ailelerden kız çocuklarını İbrahim abilere (Eminustalara) emanet edenler oluyormuş. Bir baskında köydeki papazı bıçaklı bir saldırıdan İbrahim abinin Emin dedesi kurtarmış. Bu baskınlarda köydeki Rum nüfusundan alıkonulan erkekler arasından gerek Kulakkaya yolu üzerinde gerekse vapurlarda kayıplar da yaşanmış.

Mübadeleye tabi tutulan ve köyden Topal Osman’ın adamlarınca çıkartılan Karaali’nin Rumlar’ı (ve tüm bölgeden giden diğer mübadiller) yolculuk boyunca çok sıkıntı çekmişler. Karadeniz bölgesindeki mübadiller Trabzon, Giresun, Samsun, Ordu gibi limanlarda günlerce, belki de aylarca hasta, aç, sefil bekledikten sonra 2000 kişilik guruplar halinde vapurlarla alınıp Selanik’e götürülmüş. Bizim köyün mübadilleri de tahminen bu şekilde gitmiş olmalılar. Ancak Anadolu’nun diğer bölgelerinden çıkarılan mübadiller daha uzun yolculuk ve sefalete katlanmak zorunda kalmışlar. Yükte hafif, pahada ağır eşyalarını yanlarına alıp Anadolu’dan İstanbul’a gelen Rumlar, genellikle Beşiktaş, Yeniköy, Anadolu Kavağı, Selimiye Kışlası, Yeşilköy gibi semtlerde ve Büyükada, Burgaz, Heybeliada da toplanmışlar. Sağlık, beslenme ve barınma sorunlarıyla karşı karşıya kalan bu göçmenler için bir takım önlemler alınmış ama bu önlemler yeterli olamamış. Aileler içinde birbirini kaybeden ve yıllarca buluşamayanlar olmuş. Mübadil göçmenlerin büyük bölümü yorgunluk, hastalık, açlık ve susuzluktan ölürken, çocukları gözlerinin önünde ölen insanların çaresizliğini, bir parça siyah ekmek, bir kaşık lapa veya fasulyeyi alıp yemek pişirilen kazanın yanından yavaşça ayrılmalarını seyrettikten sonra oteline dönen bir kadın doktor günlüğüne şunları kaydetmiş; “Göçmenlerin hali tarif edilemez. Bunlar bütün dünyanın reddettiği vatansız insanlar, çoğu kadın ve çocuk; Yunanca konuşamıyorlar; oradan oraya hayvan gibi güdülüyorlar; ıslak çukurlara, mezbeleliklere dolduruluyorlar; yemek kıt, yakıt kıt, su kıt, yatak, giysi yok; soğuk altında öylesine aç ve hasta bekleşiyorlar.” Mübadele ile Yunanistan topraklarından ülkemize gelen soydaşlarımızın aksine, Anadolu’dan giden Rum mübadiller Yunanistan’da pek hoş karşılanmamışlar. Köyümüzden sürülen Rumlar’ın torunları büyüklerinin sevgi ile, coşku ile karşılandıklarını söylese de genelde hiç de öyle olmamış. Orada horlanmışlar, itilip kakılmışlar. “Türk tohumu, Türk’ün çocukları, yoğurtla vaftiz edilenler” diye aşağılanmışlar. İbrahim abinin babası Ahmet abi 1972 yılında, çoğunlukla Selanik’te yerleşmiş olan eski komşularını ziyarete gitmiş. Çok sevgi ile karşılanmışlar. Köydeki baskınlarda kendilerine emanet edilen bir kız çocuğunun yıllar sonra minnetle sarılması, kucaklaması hüzünlü ve duygusal anlar yaşatmış Ahmet abiye. Köyün mübadilleri arasından Atina’ya yerleşmiş olanları da ziyaret etmek istemiş Ahmet abi, ancak eski komşuları Atina biraz karışık diyerek bırakmamışlar. Daha sonraları Yunanistan’dan eski komşuların çocuklarından, torunlarından gelenler olmuş Karaali’ye. Baba topraklarını görmek, bu topraklara ayak basmak oldukça hüzünlü duygular yaşatmış olmalı. Balkanlar’dan sürülen, Yunanistan’dan mübadil olarak çıkarılan soydaşlarımız neler yaşadıysa, ne acılar çektiyse Anadolu’dan sürülenler de aynı acıları, belki de daha fazlasını yaşamış. Acının dili yok, dini yok, rengi yok. Acı yaşayan için yara, gözyaşı. Seyreden için tarih. Acı çekenin halinden yaşayan anlarmış. Bizden sürülen mübadillerin yaşadıkları acıyı da, bize gelen mübadiller, Balkanlar’dan sürülen soydaşlarımız daha iyi anlar muhakkak. Biz çok kısa bir tarihi kesit çıkardık sadece.

Tarih; coğrafi mekanda yaşanan olaylar dizisidir derler. Bizim köyümüzün coğrafyasında yaşanan bu olaylar da bizim köyümüzün tarihinin bir parçasıdır. Tarih olaylar içindeki duygulara yer vermez. Acılar, hüzünler; sevinçler ya da mutluluklar tarihi olaylar içinde yaşayanların duygularıdır, tarihin değil. Tarih haklı ya da haksız aramaz. Başıyla sonuyla olayları nakleder. Ben de köyümüzün tarihinden çok küçük bir alıntı yapmaya çalıştım. Umalım ve dileyelim ki, Karaali köyünün gelecekte yaşanacak tarihi, tüm beşeriyet tarihi acılardan, hüzünlerden uzak olsun. İnsanların gözlerinden hüznün değil mutluluğun yaşları aksın.